17 Kasım 2007 Cumartesi

Artık Yeni Yerimiz Pembe Çarşı...

Bundan sonra yeni yerimizde yani Pembe Çarşı Alt Salonda Provalarımıza devam edeceğiz...
Artık daha bir netlik kazanıyor herşey...

Veee işteee Alp ... Rolüne hazırlık yapıyor:))




Çılgın profesör...


Buradan oku...




stooopp!! olmadı bir daha...


heeeeyy...kirpiciiikk:))


Kızlarrr...iş başındaaaa..

Provake edilen Okuma Provaları:))))

Artık rol dağılımlarımız oldu ve herkes rolüne adapte olmuş bir şekilde yine yeni çalışma mekanımızda toplandık...
Başlığın provake edilen okuma provası olması sizi şaşırtmasın...
Oyuncularımızdan Sinem BARAN'ın evinde toplandık , kendisi büyük bir nezaketle bize harika bir ev sahipliği yaptı...Üşenmemiş onca kişiye mantı açmış:)) çaylar, tatlılar, mantılar vs...Yine de çalışmak tek hedefimiz olduğu için provalarımız başladı...yediğimiz mantıların rehavetinden olsa gerek işi biraz ağırdan aldık...
oyuncularımız oyuna konsantre oluyorlardı...


şşştt..bir saniye çekiyoruuuummm:))




Çalışkan öğrencim benimmm...Dizi teklifleri sırada:)))


bir saniye izin verirmisin?!?! Çalışıyoruz şurada:)


Hmmmm...Enn güzel rolü ben kapmışım yine..hehehe....aferin bana aferiiin...Bellisimo!!


"kendi" diyemiyormuyum ben şimdi yaa:((
alla alla...
ama bişey diceemm...



Bi durum mu var abi?


demek böyle yapılacaktı bu hmmm...


tokat 1 :))


tokat 2 :)))


veeee tokat 3 :))))


Serhan sorar : "Nasıl vurdun kız sen öyle?!?!"


Şebnem yanıtlar :"Abi dur çaktırma, role devam edelim"

Okuma Provaları...

Oyun netleşti ya artık okuma provalarına başlama zamanı geldi...
Bunun için ekibimizden Burcu Karslıoğlun'a ait bir salon kullanıldı:)))
Ondan önde Ertuğ BAYRAKTAR "Kola içmeden kolanın nasıl bir şey olduğunu bilemezsiniz" anlayışıyla ekip üyelerini Bursa Feraizcizade Oda Tiyatrosunda oynanan "Bir Picasso Lütfen" isimli oyuna davet etti...Ekibimizden bazı arkadaşlar ki bunlar içinde ben de varım 1-2 Dk. gecikme ile Oda Tiyatrosuna alınmadı..Ogece sanırım sabrımız deneniyordu ki oyun çıkışında arabamızın otoparkta kapıları kilitlendiği için mahsur kaldığı ortaya çıktı...Mamafih yılmadık, her zamanki gibi yorulmadık ve hepimiz prova yerinde hazır bulunduk...Provamız başladı...Geceyi gergin kapatsam da gayet verimli bir toplantıydı...

Serhan der ki; "Güzel konuşsana olm yengenle"

kafalar karışır ...Sorular sorulur ve bunlara itinayla cevap verilir...

Arkadaki ikiliye dikkat; Sahnede göreceğim ben onları...

Bu arada gecenin bir süprizi vardı...Süpriz ROL DAĞILIMI idi...
Bu konuda da oldukça kafalar karıştı...eee taş büyük ,hedef güzel de nasıl altına elimizi koyacağız?



Biraz ciddiyet...

Dario Fo:)) ve Franca Ramme...



Dario Fo ve Halk Tiyatrosu
Dario Fo, büyük bir oyuncu, büyük bir yönetmen, büyük bir komik, hatta bu çağın son büyük palyaçosudur.” Franco Zefirelli

1926 yılında Varese’de San Giano kasabasında doğdu. Milano’da mimarlık öğrenimi yaparken yazdığı siyasal yergi skeçleriyle güldürü türündeki ustalığını ortaya koydu. Kabare gösterilerinin başarı kazanması üzerine radyoda on sekiz hafta süren bir monologlar dizisi yayımladı. Güldürülerinin güncel sorunlardan kaynaklanması ve kışkırtıcı bir nitelik taşıması yüzünden sık sık resmi makamların kovuşturmasına uğradı.

Dario Fo’nun tiyatro yaşantısını dört bölümde ele almak mümkündür:

Birinci bölüm, Dario Fo’nun eşi Franca Rame ile birlikte kurduğu topluluğun öncesi yıllarını kapsamaktadır. Çocukluğundan 1958 yılına kadar olan bu dönem, Franco Parenti, Giustuno Durano gibi yazar ve oyuncularla oluşturduğu bir toplulukla çalışarak, Fo tiyatrosunun pek çok öğesini biriktirdiği ve biraraya getirdiği hazırlık dönemidir.

İkinci bölüm, 1958’de, eşi Franca Rame ile birlikte Dario Fo-France Rame topluluğunu kurduğu, “Burjuva Güldürüleri” adını verdiği çeşitli fars ve vodviller oynadığı ustalığını geliştirip pekiştirdiği ve giderek kendini tiyatro çevrelerine ve seyircilere tartışmasız bir şekilde kabul ettirdiği 1958-1968 yılları arasıdır. Bu dönemde oynadığı oyunlarla Fo, İtalyan hükümetini, emperyalizmi ve Katolik Kilisesi’ni açıkça eleştiriyordu. Bu nedenle, Fo ile Rame’nin İtalyan Radyo ve Televizyonu’ndaki çalışmaları yasaklandı.

Üçüncü bölüm, Nuovo Scena ve Colletivo Teatrole La Commune adlı tiyatro topluluklarıyla birlikte fabrikalarda, işçi derneklerinde sahnelediği oyunlardır. Daha çok politik nitelikli olan bu dönem 1968-1973 yılları arasını kapsar.

Dördüncü bölüm, Colletivo Teatrale La Commune topluluğunun bir anlaşmazlık sonucu ikiye ayrılmasıyla kendi yönetimindeki bölümüyle sürdürdüğü çalışmalardır ki, politik niteliği sürmesine rağmen, daha çok kendisi ve eşi Rame üzerine yazdığı oyunlar ön plana çıkmaya başlamıştır. 1973 yılından sonrasını kapsar. Bu topluluk kiralık salon bulamamak, kaçırılma tehdidi, hapis cezası ve benzeri engellemelere karşın çalışmalarını sürdürdü ve izleyicilerin büyük desteğini kazandı.

Dario Fo Avrupa’nın öbür ülkelerinde de büyük ilgiyle karşılanarak ve 1997 yılında “Nobel Edebiyat Ödülü”ne değer görülerek, günümüzde yaşayan en önemli tiyatro insanlarından biri durumuna geldi.

Fo’nun bu önemi, öncelikle tiyatrosunda kendi tiyatro geleneğinden yaratıcı bir biçimde yararlanmış olmasındadır. Fo, halkın farklı bir kültüre sahip olduğuna inanmış ve halk kültürünün farklı niteliklerinin günümüz sanatının sorunlarını çözmede bir çıkış noktası olduğunu düşünmüştür. Bu nedenle de, halk kültürünü ve halk tiyatrosu geleneğini bilimsel ve çağdaş bir bakış açısıyla ayrıntılı bir biçimde incelemiştir. Öte yandan küçüklüğünden beri böylesi bir geleneğin içinde yaşama şansına sahip olması, ilerleyen yıllarda onun bilimsel ve çağdaş bakış açısıyla birleşmeye başlayınca, halk tiyatrosu Fo’nun tiyatrosunda yeniden yaşama girmiştir. Başlangıçta rastlantısal olan bu süreç giderek bilinçlenmiş, böylelikle Fo, bir yandan halk tiyatrosu geleneğinin iddialı bir araştırmacısı olurken, aynı zamanda bu geleneğin usta bir oyuncusu haline gelmiştir. Sentezlemeler seyirci önünde yapılan sayısız denemeyle gerçekleşmiştir.

Fo, halk tiyatrosu geleneğinin bütün türlerini, ustalıklarını, numaralarını seyirci önünde farklı oyunlarda defalarca deneyerek, bir yandan bunları gerçekleştirmedeki yetilerini bilemiş, öbür yandan da bu tür ustalık ve numaraların günümüzdeki karşılıklarını bulmuştur. Böylece, aykırı bakış açısı ve güleryüzle, çağdaşlığı, güncelliği ve oyunculuk ustalıklarıyla belirginleşen Dario Fo tiyatrosu ortaya çıkmıştır.

Bu yazı, A. Metin Balay’ın “Halk Tiyatrosu ve Dario Fo” adlı kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.
İtalyan oyun yazarı, mim oyuncusu ve tiyatro yönetmeni. 24 Mart 1926 yılında doğmuştur.
Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü (Morte accidentale di un anarchico-1970), Klaksonlar,Borazanlar ve Bırtlar, Kadın Oyunları (Female Parts-1981), Ödemiyoruz, Ödemeyeceğiz (Non si paga! Non si paga! - 1974) gibi oyunları bulunmaktadır. 1997 yılında Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü adlı oyunuyla Nobel Edebiyat Ödülü kazanmıştır.
İtalyan oyun yazarı, yönetmen, mim ve açık saçık oyuncusu ve tiyatro yöneticisi. Gösterileri güncel sorunlardan kaynaklandığı için tiyatro karikatürcüsü, toplumsal ajitatör ve radikal palyaço olarak da nitelenmiştir. Önceleri küçük kabare ve tiyatrolar için yergili revüler yazımında bir metin yazarına yardım etti. Oyuncu Franca Rame ile evlendikten sonra 1959'da karısıyla birlikte Dario Fo- France Rame Topluluğu'nu kurdu. İkili "Canzonissima" adlı televizyon programında sundukları komik skeçlerle kısa sürede tanındı. Zamanla siyasal bir ajit-prop tiyatrosu geliştirdiler. Çoğu kez küfürlü da olsa oyunları temelde commedia dell'arte geleneğine dayanıyordu ve Fo'nun deyişiyle "resmi olmayan solculuk"la kaynaşmıştı. Fo ve Rame 1968'de İtalyan Komünist Partisi'yle bağları olan Yeni Sahne adlı bir başka topluluk kurdular. 1970'te ise Halk Tiyatrosu Topluluğu ile fabrika, park, spor alanı gibi halkın toplu olarak bulunduğu yerleri dolaşmaya başladılar. Morte Accidentale di un anarchico (1974; Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü, 1990) ve Non si paga, non si paga! (1974; Ödemiyoruz, Ödeyemeyeceğiz!) gibi oyunları çok tutuldu. Bir oyuncu olarak Fo en çok, tek başına bir yetenek gösterisi yaptığı Mistero Buffo'daki (1973) rolüyle tanındı. Her izleyici topluluğu önünde değişecek kadar güncelliğe dayanan bu yapıt ortaçağ gizem oyunlarının çağdaş bir uyarlamasıdır.

Domenico Rame kumpanyanın ozanıydı; inançlı bir sosyalistti, bir gösteriden elde edilen gelir sıklıkla ya grev yapan işçilere destek olarak verilir, ya çocuk bakımı tesisleri kurmak için kullanılır, ya da başka yollardan sıradan insanların yaşamlarını iyileştirmek için harcanırdı. Hâlihazırda Rame-Fo arşivinde bulunan bu faaliyetlere ait titizlikle belgelenmiş kayıtlar, büyük olasılıkla Franca’nın Bobbio’da bir belediye mühendisinin kızı ve aynı zamanda öğretmen olan annesi Emilia Baldini tarafından muhafaza edilmiştir. Genç bir öğretmen olan Emilia, kuklalarıyla Bobbio’dan geçmekte olan –kendisinden 20 yaş büyük- Domenico’ya aşık oldu. Ailesinin şiddetli ısrarlarına karşın onunla evlendi ve birlikte bütün Lombardiya’yı kapsayan bir turneye çıktılar. Emilia çok geçmeden kostüm tasarımı ve oyunculuk sanatını öğrendi. Dört çocuğuna oyunculuk yapmayı ve sahne üzerinde oynamayı öğreten de yine Emilia’ydı. Seçkin bir kadındı, her işinde çok titizdi ve mükemmel bir organizatördü. Sonunda kumpanyayı omuzlarında taşıyan da o oldu. Franca çıraklık dönemini böyle bir ortamda geçirdi. Kendi deyimiyle, sahne üzerindeyken kendisini her zaman evinde hissederdi: “Orada doğdum: Annemin kollarında sahneye ilk çıktığımda yalnızca sekiz günlüktüm (Brabant’lı Genevieve’in yeni doğmuş oğlunu oynuyordu)… O akşam pek konuşma fırsatım olmadı!”
Birkaç yıl sonra, 1950–51 tiyatro sezonunda, Franca, ablası Pia’nın izinden giderek aileyi terk etti ve Milano’da Teatro Olimpia’da Marcello Marchesi’nin “Ghe pensi mi” adlı oyunundaki bir rol için Tino Scotti Kumpanyası’na katıldı.politik ve sanatsal mücadelede dario fo nunu en yakın arkadaşı,yoldası ve eşidir.yıllarca engeller ve sansürlerle karsılasmıslardır.salon verilmediginde oyunlarını fabrikalarda ,sokaklarda,kliselerde oynamıslardır.franca rame,tiyatroda dogmus ,kural dışı bir aktristir.dario fo ile yazdıkları oyunlar sayısızdır.tecavüz gibi dramatik bir oyunu nasıl yazdıgı soruldugunda ,kendi yasadıgı tecavüzü anlatır..:''olaydan sonra eve döndügümde ,kacırıldıgımı ve dayak yediğimi söyledim .tüm olanları anlatamadım.susuyordum.dario ile beraberken de..evdekiler anlamıştı ama sormaya cesaret edemiyorlardı.içimde hep o 'şey'vardı,içimi kemiren o anı.psikanaliste gitmeyi istemedim.kimseye bişey anlatmak istemiyordum sonra bir gün ansızın masaya oturdum ve yazdım.oyunu prova edemiyordum bir kaç replik sonrası ağlamaya başlıyordum..sonunda bu şeyi yasamıs diger kadınlara yardım etmek ve yüreklendirmek için oynadım ..''
"Dario Fo, bir radar gibi yaşamı tarıyor; böyle sıradan, haber değeri bile olmayan olayları alıyor; üzerine gitmeye, derinliklerine inmeye, ayrıntılarıyla oynamaya başlıyor. Gülüncün ve saçmanın sınırlarını zorluyor. Ve o gerçek olayın, günlük yaşamda karşılaştığımızda, dönüp bakmadığımız, üzerine düşünmediğimiz o çok sıradan gerçek olayın altındaki "gerçeği" yüzümüze çarpıyor. O olayın bir uzantısı ya da sonucu olduğu toplumsal sorunu, tüm boyutlarıyla, çarpıcı bir biçimde sergiliyor. Günümüz toplumunu, başka bir deyişle tüketim toplumunu, daha da başka bir deyişle yeni dünya düzeninin toplumunu; bireyleri, ilişkileri, kötülükleri, çirkinlikleriyle acımasızca eleşteriyor." -Egemen Berköz- (Arka Kapak)
Ekşi Sözlükten alıntılar:

italyan tiyatro adamı.geleneksel halk tiyatrosu motiflerinden yararlanmış,oyunlarını ideolojik bir eksene oturtmuş ama en çok kadın oyunları ilgi uyandırmıştır.kukla tiyatrosuyla da alakadar olmuştur.

"sanatı siyasetten, felsefeden, ideolojiden ayırmak çok tehlikeli... sanat diğerlerinden arındırılmış, saf ve temiz kalabilir mi? sanat kirlidir, bozuktur. saf ve temiz sanat olamaz, çünkü sanat yaşama kuvvetli bağlarla bağlıdır." diyen bu zat kapitalizm (getirileri ve götürüleriyle), italya'daki yolsuzluklar, haksızlıklar, düzendeki aksaklıklar, kadınlar ve toplumdaki konumlanışları gibi birçok konuda oyunlar yazan, yöneten bir modern zaman meddahıdır (bastonsuz ama).
türkiyemize* benzerliğiyle* * * dikkat çeken italya* gibi bir memlekette doğup büyümesi sebebiyle trajikomik hadiselerle içiçe yaşayan dario fo yaşadıklarını kendine has bir üslupla (ki bana çoğu zaman komik gelmez) oyunlaştırırken desteğinden mahrum kalmadığı eşi franca rame ile komünist parti üyeliğinden, tiyatro oyunlarına ve kumpanyalara kadar neredeyse hayatın her köşesinde birliktedir.

yazdiklari, oynadiklari kendi deyimiyle resmi olmayan solculukla kaynasmis olan, gosterileri guncel sorunlardan kaynaklandigi icin tiyatro karikaturcusu, toplumsal ajitator ve radikal palyaco olarak da nitelenmis mim ustasidir. sanatinin ilk donemlerinde kucuk kabare ve tiyatrolar icin yergili revuler yazmistir. oyuncu franca rame ile evlendikten sonra 1959'da birlik dario fo- france rame toplulugu'nu kurdu. canzonissima adindaki tv programinda sundukları komik skeclerle tanindi. siyasal bir ajit-prop tiyatrosu gelistirdiler. kufurlu ve acik sacik da olsa oyunları temelde commedia dell'arte gelenegine dayaniyor. fo ve rame 1968'de italyan komunist partisi'yle yakindan ilgili olan yeni sahne adli baska topluluk kurdular. 1970'te ise halk tiyatrosu toplulugu ile fabrika, park, spor alani gibi insanlarin toplu olarak bulundugu yerlerde gosteri yaptilar. 1973'te mistero buffo adli gosteride tek basina ustun bir yetenek sergilemis ve bu oyundaki performansindan sonra tek basina anilmistir.


Sıradan bir gün ve diğer 12 komedı- Kitap Arkası

Yazar,sıradan gibi görünen olayları ele alıp onlardaki ”gerçeği” araştırıyor. Bu olayların toplumsal boyutlarını irdeliyor. Kısacası tüketim toplumlarındaki insan ilişkilerini tüm şeffaflığıyla eleştiriyor....Eleştirirken gülüncün ve saçmanın sınırlarını zorlayarak, durumlara dışarıdan bakabilmemizi sağlıyor.
"Dairo Fo, bir radar gibi yaşamı tarıyor; böyle sıradan, haber değeri bile olmayan olayları alıyor; üzerien gitmeye, derinliklerine inmeye, ayrıntılarıyla oynamaya başlıyor. Gülüncün ve saçmanın sınırlarını zorluyor. Ve o gerçek olayın, günlük yaşamda karşılaştığımızda, dönüp bakmadığımız, üzerinde düşünmediğimiz o çok sıradan gerçek olayın altındaki "gerçeği" yüzümüze çarpıyor. O olayın bir uzantısı yada sonucu olduğu toplumsal sorunu, tüm boyutlarıyla, çarpıcı bir şekilde sergiliyor. Günümüz toplumunu başka bir deyişle tüketim toplumunu, daha da başka bir deyişle yeni dünya düzeninin toplumunu; bireyleri, ilişkileri, kötülükleri, çirkinlikleriyle acımasızca eleştiriyor."

Egemen Berköz
1-Sıradan Bir Gün
2-Dost Ses
3-Estetik Yaptırdım
4-Hamile Nine
5-Tüp Bebek
6-Hamile Adam
7-İtalya`da Tecavüz Olayları Hava Tahmin Raporu
8-Demiryolu Bekçisi
9-Japon Kuklası
10-Black-Out (Işıksız - Gazsız)
11-Yaşlıların Sorunu
12-Tabaklar
13-Paris -Dakar
Çin`den Mektup (Pekin`li Bir Kızın Yolladığı Mektup


Japon Kuklası: “ Fabrikalarda verimi artırmak için insana güç veren bazı hapların sunulduğu kimse için yeni bir haber değil.
…Nazlanma al bir tane… Bedava… Parası patrondan çıkıyor…
Sonra bazılarına günde bir hap yetmemeye başlıyor. E işini de kaybedemezsin. Öyleyse yut hapı. Bir kız tanıyorum. Hapları yuta yuta sonunda tımarhaneyi boyladı. Sonra tımarhaneden çıktı ve tekrar çalışmaya başladı. İşte tam o sırada başına çok matrak bir şey geldi.
Bu gerçek bir öykü. Gerçekten gerçek bir öykü…”

Karar Zamanı...

31 Kasım 2007 çarşamba günü yeni kararlarımızla birlikte Uğur Mumcu Sahnesinde olacağımızı düşünürek aynı yerde toplandık. Ancak teknik eleman problemi dolayısıyla sahneye ulaşamadık.Yılmadık, yıkılmadık aynı merkezdeki Geye'yi kendimiz için kapattırdık :))) Oyun hakkında verdiğimiz kararı arkadaşlarımızla paylaştık...


Dario Fo'nun 12 Komedisini oynama kararı aldığımızı da belirtmeden geçemeyeceğim...


Aldığımız bir diğer karar ise çalışma günleri ve saatleri üzerine oldu. Bu karar ile birlikte tüm oyunculara temel prensipler adı altında birer not dağıtıldıbuna göre ;
-bundan sonra Pazartesi- Cuma günleri saat 19:00 da toplanacağız
-Tam zamanında gelinmeli,
-Çalışma esnasında gündelik problemlerden sıyrılarak gelinmeli,
-Okuma provaları sırasında meditasyon çalışmalarına hazır olunmalı,
-Rahat kıyafetler giyinerek hazır bulunulmalı ,
-Çalışmalar esnasında kahve-çay vb. şekerli içecekler içilmemeli, su tüketilmeli...
haydi hayırlısı...

Ne Oynasak? Nasıl Oynasak?



29 ekim 2007 Cumhuriyet Bayramı günü olan resmi tatilden yararlanmak adına hepimiz fedakarlık ederek oynayacağımız oyunu seçmek üzere yönetmenimizin ofisinde toplandık...

Serap YENİLMEZ her zamanki gibi desteğini bizden esirgemedi. Burcu KARSLIOĞLU, Şebnem ÖZTÜRK , Meral ÖNAL ve ben saymadık ama yaklaşık 1.500 oyun içerisinden oyun seçmeye çalıştık...Bu iş gerçekten çok zordu...

Oyun isimleri havada uçuşuyordu, sürekli notlar alıyorduk, her oyun hakkında fikirler verip "nasıl olur, nasıl yaparız" ı tartışıyorduk...Ve en sonunda 4 adet oyunu tesbit ettik...ve bunu grubumuzdaki diğer arkadaşlarla da paylaşmak istedik...

Bu arada gruba bir isim vermemiz gerektiği konusunu gündeme aldık. Hala düşünüyoruz :((( Bazı fikirler elbette ki var ama yeterince kreatif olmadığı kanaatindeyim...Mesela ; Oyun Kafe(si) ki bu isim Ertuğ tarafından beğenilmedi "Tiyatroyu kafese kapatamazsınız, sınırlayamazsınız" gibi bir yorumu oldu,Tiyatro Mim ve Tiyatro Biz , Tiyatro Susunuz gibi isimler mevcut...Keşke yeni fikirleri sizden alabilsek:)))

Sahne Tozu Denen şey Gerçekten Varmış




O toplantıdan sonra ilk buluşma günümüzü 26.10.2007 tarihinde "Uğur Mumcu Kültür Merkezi" içinde yapmaya karar verdik...Yer Bursa Ataevler...

Gerçekten ilk heyecan başka birşeymiş onu öğrendik...Hepimiz belirtilen saatte orada olduk demeyi çok isterdim ama belirli zaman aralıklarıyla toplanan oyun ekibien sonunda tam tekmil olarak sahnede yerini aldı. Ertuğ öncelikle tiyatronun geçmişini anlatan bir konuşma yaptı. Uykusu gelen arkadaşları farketmiş olmalı ki derhal "Haydi şimdi hepiniz sahneye" diyerek hepimizi sahneye aldı. Sahne üzerindeki duruş teknikleri , dönüşler, okuncuyu markaj etme/etmeme hakkında bilgi verdi...Derken Semra yani ben bir soru sordum ve derhal sorumun cevabı bana uygulamalı olarak anlatılmak üzere sahne dışına atıldım...Günün ilk çalışması görev taksimi ile son buldu(-ki ilerleyen bölümlerde kimin hangi görevi aldığını sizlere yazacağım)...Aldım elime kalem kağıdı ve başladım görevimi yerine getirmeye


Hafızalarda sadece benim sahneden atılmam ve rejisör yardımcısı olmam kaldı...

Oyunumuzun Alt Yapı Çalışmaları...





Bu fikirin çıkışından sonra Haziran ayı gibi kollarımızı sıvadık...Görüşebileceğimiz, ulaşabileceğimiz herkese,heryere tek tek gittik...Fikirler aldık, fikirler ürettik...Bir kere şurası kesindi ; Eğer bir şeyi çok istiyorsan karar vermek ve yola çıkmak işi yaptın demektir...

Nitekim öyle de oldu...Kapı kapıyı açtı, açılan kapılardan gülen yüzler, yardımcı yürekler çıktı...Bursa Devlet Tiyatrosu bize destek verdi...En sonunda bizi çalıştıracak "Reji" yi bulduk...Bu büyük projede önemli bir detaydı...Artık daha güvenli adımlar atabilirdik...Serap YENİLMEZ ve Nagihan GÜNPINAR kişiler bizden desteğini asla esirgemeyen CESUR YÜREKLER...İkisini de sevgiyle kucaklıyorum...

Hepimiz toplandık ve Ertuğ BAYRAKTAR yönetiminde Marmara Lions Klübü ilk "Tiyatro Komitesi" toplantısını 22 Ekim 2007 gününde Kamuran Sanat Evinde yaptı...

16 Kasım 2007 Cuma

Bir Hayaldi Çıktım Yola..

Eskilerden birisi bana hep derdi ki “Semra bu benim rüyam deme sakın!!! Bu benim hayalim de; onu gerçekleştir…”

Geç kalmış bir feryat bu belki de... Çok önceleri yapılması gereken işler …

Bir kemik iliği nakil ünitesi, bir hasta yakınlarına ait konuk evi…Şimdi biraz düşünelim ;

Onca zorlukla şehir şehir geziyorlar es kaza kabul edildikleri hastanede ailesinden uzak kemik iliği için yatıyorlar… bilmedikleri şehrin, bilmedikleri soğuk kirli koridorları olan, bilmedikleri doktorların hastanelerine… Bir çocuk ki evinden ait olduğu şehirden ayrılmadan lösemi tedavisinde gerekli görüldüğü için kemik iliği transferi olacak…

Bir aile gelmiş Çanakkale’den , Mardin’den , Van’dan, Malatya’dan ..bir umutla…sayısız geceler minicik beden iyi olsun diye hastane koridorlarında, tuvalet kapılarının önünde, pastanelerde sandalyelerin üzerinde güya dinleniyorlar…Dinlenirken de dua ediyorlar, odasındaki miniğin iyi olması için…

Peki soru ?

Neden Bursa’da bir Kemik İliği Nakil Ünitesi Olmasın? Neden şehir dışındaki insanların Bursa’da rahat rahat dinlenebilecekleri bir Konuk Evi olmasın?

Ya çözüm? Bunlar benim hayalim(di)…Bunlar benim şehrimde Bursa’da olmalı!!!

Yukarıda hayallerim var … Şimdi başka şeyler anlatayım sizlere .İşin başında bunu hiç aklıma getirememiştim oysa;

Bir gün dedim ki kendi kendime ben lösemi hastası olan çocukları tiyatroya götüremiyorum…O halde tiyatroyu bu çocuklara getirmeliyim…

Bu fikri çok yakın arkadaşım Burcu ile paylaştım…İlk etapta niyetimiz çocuklara oyun oynamaktı…Sonrasında gördük ki çocuklara seslenmek, çocuk yüreklere hizmet etmek büyüklerden kat be kat zor. Peki dedim o halde bu oyunu neden büyüklere oynamıyoruz? Neden o çocuklar için bir şeyler yapmıyoruz?

Bu fikir gelişti büyüdü…Marmara Lions Klübü bu fikre sıcak hatta sımsıcak baktı…Şimdilerde 15 kişilik bir grup ile tamamen amatör oyunculardan oluşan bir tiyatro ekibi var… Bu insanlar ömürlerinde hiç sahneye çıkmamış tamamen amatör olan oyuncular…
Peki bu ekip ne yapacak?!?

Bu ekip Bursa Lösemili Çocuklara Yardım Derneği için kolları sıvıyacak…Kolları sıvayacak ve hayalleri gerçekleştirecek. Çünkü artık bu hayal benim olmaktan çıktı…Bu hayal tüm ekibin hayali…Tüm Bursa’nın hayali artık…Tabi ki izleyiciyle ,sizlerle…

Ha bu arada çıkacak oyunun geliri çocuklar adına yapılacak bir kemik iliği nakil ünitesi veya çocukların yakınlarının kalabileceği, çocukların rehabilite edilebileceği bir konukevinin yapımına bağışlanacak…

Keşke başka bir hayal kursaydım değil mi? Aslında hazırda bir sürü hayalim var…O hayaller için ise umutlarım var...Ne mi onlar? Klinikte yatan çocukların her birisinin tek tek hiç istisnasız hepsinin sağlığına tekrar kavuşması …Tekrar koşup gülebilmesi, arkadaşlarıyla şakalaşıp evcilik oynayabilmesi mesela...Ya da umarsızca top oynayabilmesi, koşabilmesi en önemlisi yarını düşünmeden gülebilmesi…Bir sürü mutlu çocuk hayal ediyorum…Gamzeleri olan, gözleri ışıl ışıl, aydınlık, sımsıcak hesapsız, kirlenmemiş mutlu yüzler….

Ben bu blogu hazırlarken giriş cümlelerimi çok düşündüm…Ama düşündükçe yazamadığımı fark ettim. Konu çocuklardı aslında yürekleri büyük olan onlardı…Çünkü onlar küçücük elleriyle hayata tutunma savaşı veriyordu… Ya biz? Biz ne yapıyorduk? Biz de onların yüreklerinin yanına yüreklerimiz koymaya çalışıyorduk kendimizce…

Gel de Shakespare’i kullanma … Üstadım bu sözü bana sen öğrettin…Ben de sana sesleniyorum :

“ALKIŞLAYIN BİZİ BEĞENDİYSENİZ EĞER.BİZ DE VAR GÜCÜMÜZLE OYNAYACAĞIZ SİZLERE; YARIN , ÖBÜR GÜN VE HATTA GELECEK GÜNLER… ALKIŞINIZ ARANIZA ALIP SEYİRCİ YAPACAK BİZLERİ… ALKIŞLADIĞINIZ İÇİN ARAMIZA KATIP OYUNCU YAPACAK SİZLERİ… O GÜZEL ELLERİNİZ BİZİM OLSUN, ALIN YÜREKLERİMİZİ…”

1 Kasım 2007 Perşembe

DARIO FO

Dario Fo 24 Mart 1926’da İtalya’da doğdu. Oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve oyuncudur. “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” adlı oyunu ile 1997’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır. Kariyerine bir metin yazarına yardım ederek başlamıştır.

Oyunları:
Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü (Morte accidentale di un anarchico-1970)
Klaksonlar, Borazanlar ve Bırtlar
Kadın Oyunları(Female Parts-1981)
Elizabeth, Neredeyse Kadın
Ödenmeyecek, Ödemiyoruz (Non si paga! Non si paga! - 1974)